Bu dersten ben de birşey anlamadım... "Marifetullahta terakki ettiğin halde bazı haletlerden kurtulamıyorsan..."

Yayınlanma Tarihi: 14.03.2015 İzlenme Sayısı: 2792 Kategori: Meslek Dersleri, NOTLU DERSLER

Ey kardeş bil ki! Tavr-ı zulmet içinde 

Bu i’lemdeki mevzu hayli müşkil bir muamma ve çok kısa cümleli bir vecize halindedir. Tercümesi belki tam olmadı. Özür dileriz. (Mütercim)

nefs-i emmarenin halatının muhafazası ile beraber; ziya ve nur taleb etmek, hem de ziyayı, nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeye çalışmak, çok elîm ve şediddir. Hem o vaziyet, ziya ve nurun hürmetini ihlâl etmek, belkide onu telvis etmek demektir.

Öyle ise evvelâ zulmetten soyunup çıkmak ve uzaklaşmak lâzım.. sonra da, zulmet içinde ziyayı aramak değil, belki zulmetten ziyaya nazar lâzımdır.
~RN-Mesnevî-i Nurîye/403~
Büyük mesnevi.A.kadir badıllı

Yani içsel alem ve dış dünya..dış dünya zaten insanı etkiliyor..zulmete sebeb olan .. yani zulum olan..kendi fıtratını bozan ..
unutturan eylem..günahlar yani..
menhiyatlar men edilmiş..günahlar yaparken fizikseldir..içki içiyor..bilmem ne yapıyor..

birde , varlıkta iki şey vardır..

1-eylem
2-eşya

Yani bir düşünceler var.. birde eşya var başka birşey yok mevcudatta..

Yanlış yaşarken..iç alemin aydın olamaz..
böyle bir kural yok âdet çalışmıyor..

Yani yanlış yaşarken doğru hissedemezsin kendini..

Haram yaparken için nurlanmaz..
ama doğru yaparken için saldırıya uğrar..

işte yanlış yaşamaktan..içimizde aktif olan onüçüncü lemada dediği gibi ; fena madenler işliyor..ve bizde zulmet oluyor..
göğsün daralıyor..
kafan vehim...
kafan bir tarafta
kalbin bir tarafta
vicdan bir tarafta
düşünceler bir tarafta
iman bir tarafta
ahiret istiyoruz cennet istiyoruz...
ama bu pisliktende kurtulmuyoruz..
iç alem binbir parça..bir böyle ..bi böyle
bi şöyle...

Buna tavrı zulmet içinde nefs-i emmarenin halatının muhafazasıyla beraber..
Karanlık demek dimağa ait
Halet demesi..o dimağdan inmiş..hisse aittir..çünkü vicdan'da dört mertebenin üçüncüsüdür..
vicdanın içide 4 ana veri tabanı vardı soğan kabuğu gibi. .
İRADE
ZİHİN
HİS ●
LATİFE-İ RABBANİYE

Ey kardeş bil ki! Tavr-ı zulmet içinde 
nefs-i emmarenin halatının muhafazası ile beraber; ziya ve nur taleb etmek, hem de ziyayı, nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeye çalışmak, çok elîm ve şediddir. Hem o vaziyet, ziya ve nurun hürmetini ihlâl etmek, belkide onu telvis etmek demektir.
Öyle ise evvelâ zulmetten soyunup çıkmak ve uzaklaşmak lâzım.. sonra da, zulmet içinde ziyayı aramak değil, belki zulmetten ziyaya nazar lâzımdır.
~RN-Mesnevî-i Nurîye/403~
Büyük mesnevi.A.kadir badıllı

Marifetullahta terakki ettiği halde .. hâla bazı böyle haletlerden kurtulamıyorsa sebebi def-i mefasidi yok..

yani günahları terk etmek ne nisbette olursa ..marifetullahı yaşarsın..

yok def-i mefasid yapmıyorsun.. ilim itibariyle zorluyorsun .. bazı birşeyler elde ettin .. def-i mefasidin yok marifetullah'ın var..ilim yapıyorsun o marifetullah olmuyor..vehmine kuvvet veriyor..

çünkü onu şeytan kullanacak..

kullanamadığınız ilim şeytanın elinde vesvesedir..

nefs-i emmarenin elinde vehimdir..

kullanılmayan ilim kur'an'ın tabiriyle kitab yüklü merkebe benzetiliyor..

Demek ki tavr-ı zülmet içinde nefs-i emmarenin halatının muhafazası ile beraber ..yani nefisten şiş yanmasın kebabta yanmasın ..hem şiş yanmasın hem beş kuruş şöför mahalli derler ya..

hem nefs-i emmarenin halatlerini yapacaksın .. gerekliliğini yaşayacaksın..bu arada da , marifetullahı da isteyeceksin ve marifetullahta da terakki edeceksin .. marifetullahtan meydana gelen lezzet-i ruhaniyeyi de taleb edeceksin ..

yani " Ziya ve nur taleb etmek hemde ziyayı nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeğe çalışmak "

Yani nefsi hayatı yaşarken def-i mefasid yapmazken o hayattan yani nefs-i emmarenin o zulmetli karanlıklarıyla beraber ..sen aynı olan sen .." ziya ve nur taleb etmek hemde ziyayı nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeğe çalışmak çok elim ve şedittir.."

yani böyle bir haleti ruhuye yaşarken günahlar kırla gidiyor...def-i mefasid yok ...cemiyete karşı bir nefret ve iğbirar yok ..bir tavır yok yani ..

miski amber gibi üstümüze gözümüze başımıza bulaştırıyoruz cemiyetin pisliklerini ..

lazım mış yani medeni olmak için bunları yapmak gerekiyormuş..cemiyete karşı bir nefreti yok ..

öyle bir ülfet varki dönmüş ünsiyete ..
Allah kimsenin başına vermesin ..

Nefsin böyle hayatını yaşarken ..def-i mefasid yapmazken ..aynı anda ben ziya ve nur taleb ediyorum..hatta o pisliklerin içinde de hem ziyayı nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeğe çalışıyorum..yani güya o çok lazımmış ..

o ziyayı o marifet muhabbet o lezzet-i ruhanileride nefs-i emmarenin def-i
mefasid yapmadan meydana gelen o günahlardan oluşan zulmetli haletlerle o marifetullahın taşımış olduğu ziya ve nurla karma yapmaya çalışıyoruz..

ne oluyor biliyormusunuz o zaman ..çok elim ve çok şedittir..yani korkunç bir ene .. dünya cinsinden olmayan bir elem..yani zulmetle ziya yı bing yaptığın zaman .. korkunç bir artı eksi gibi birbirine yok etmeye çalışan gibi..

Zulmet kalbidir..ziyanın tersidir..

Karanlık ... nurun tersidir..

Nur ve karanlık aklidir..

Zulmet ve ziya kalbidir..ziya daha latiftir..

Yani nefs-i emmarenin yaşamaktan gelen bir halet var ..negatif olumsuz bir enerji ..
Öteki taraftanda ilimle ve marifetle bir ziya elde ediyorsun ..ve karma etmeye çalışıyorsun .. bu sefer .. sadr .. Sad vel Kuranin zizikr ..sadrımda diyor kavga etmeye başladılar diyor .. korkunç bir çatışma olur ..

Ehl-i dalalet ve gaflet bir derece fok balığı gibi yaşıyor .. iptal-i his etmiş ..
yani hahaa ha ..sigara elinde .. tam sıkılcak bilmem ne yapıyor ..ama hissedeceği zaman çok sert hissediyor ve gidiyor .. ya ölüyor yada intihar ediyor ..

Müslümanın ise çarşaflıdır namazlıdır sarıklıdır ..bunun ulvi duyguları inkişaf etmiş ..ulvi duyguları inkişaf etmiş ama  def-i mefasidi pek yok ..özel hayatında ..

dışarıda başka .. özel hayatında def-i mefasid olmayınca iki zıt korkunç çatışıyor..bu sefer onlarda piskolojik ve ruhsal sorun yaşanıyor...o ulvi duyguyu koruyamıyor .. ikisini çatıştırmaya çalışıyor
yani istemiyor fakat öyle oluyor..hem nefs-i emmarenin halatından taviz vermiyor hemde bunu çok istiyor ..

hem onuda yaşıyor .. yani bumu bumu berzah olmuş beyne beyne olmuş insan

yani ehl-dalalet ve gaflet değil .. ehl-i huzur da değil ..ortada ..

Hanımlar ve beyler insanlar risale okuyor hizbul kur'an okuyor .. onu yapıyor bunu yapıyor .. gene kurtulamıyorum diyor bu huzursuzluktan ..özel hayatında hala def-i mefasid olmadığındandır..

yaşantıda düzgünsün ama özel kaldığın zaman def-i mefasidin yok ..işte ne oluyor .. sen çok elim ve şedit bir his hissedeceksin elim ve şedit acımasız bir azap...

Ne kadar acımasız .. o marifetullaha ne kadar yaklaşmak istedin veya gelen cevap neyse tefekkür ediyorsun kitap okuyorsun .. ne kadar miktar gelmişse bunun zıttı kadar çatışma olacak ..

" Hem o vaziyet ziya ve nurun hürmetini ihlal etmek belki de onu telvis etmek demektir."

Peki ne yapacağız !

"Öyleyse evvela zulmetten soyunup çıkmak" lazım...

ilk önce def-i mefasid farzları yapma..
ilk yapacağın şey haramları terk etmek ..

iman tağutu terk etmeyle başlar..sahih-i buharide ..

"Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek;

ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır."
Kastamonu - 148

ilk önce taleb ettiğimiz şeyde samimiyiz değilmiyiz ..

Al kalemi ne istiyorsun ..samimi ol kendini aldatma ..
Allah'ı istiyorum..
Rıza-yi ilahiyi istiyorum...
Hakikaten istiyormusun..
Yazarmısın..kimse okumuyacak ..kendi çekmecene koy..

Cehennemin tehditi .. Cennetin arzusu bizi meşgul etmemeli ..

Rızayi ilahiyi istiyorum altına bir yaz yüzde kaç..?

Yüzde atmış istiyorum .. yüzde kırk elem alacaksın .. çünkü o bir bedelle geliyor..

" Öyleyse evvela zulmetten soyunup çıkmak ve uzaklaşmak lazım."

Sonra da zulmet içinde ziyayı aramak değil

Peki ne yapacağız ?

Zulmetten ziyaya nazar lazımdır..yani zulmetin içinde ziya yoktur ama zulmet penceresiyle ziyaya bakabilirsin..

Zulmetin içinde ziya olmaz ..o zaman zulmet olmaz ..

Eğer zulmetin içinde ziya varsa karanlıktır.

Çünkü zulmetin içinde hiçbir nur yoktur..

Karanlık içinde nur vardır ..

Eger karanlığın içerisinden nuru alırsanız olur zulmet ..

Yani derecedir o demek istiyorum ..

Mesela gece zifiri dahi olsa karanlıktır ..
Zulmet degil..

Küfür zulmettir...
Olumsuz düşünceler zulmet değil ..
karanlıktır..

Ye'sin zulümatından diyor.. Sen ye'sin zulümatından ve kimsesizliğin vahşetinden ve ervah-ı habisenin iz'acatından
Sözler - 339

Yani tabirleri biz anlıyıyoruz biliyoruz zannediyoruz biliyormusunuz..

mesela çok elim ve şedittir...
elem alacaksın ama şiddetli bir şekilde deprem gibi sallıyacak seni ..

ilk önce def-i mefasid yapacağız .. günahlardan uzak olacağız ..

Günahlardan uzak olmanın tek bir sebebi var .. günahlara karşı bir nefretimiz olması lazım .. bir iğbirarımız olması lazım..

Bu cemiyetin alıştırmış olduğu alışkanlıklar bize o kadar böyle deniz dalgası ...sudur kaya serttir taşdır..vura vura - vura vura oyduğu kanun ..cemiyetin günahları bize vura vura artık normal gözüküyor ..hani gòrüyoruz bir açık saçık normal zannediyoruz..

Herkes kendi bacağından asılır değil yani ..
asılır ama kokuyor bana da sirayet ediyor..
Yani cemiyete karşı bir tavrımız olmalı.. alışmışız yani .. günahlara televizyona baka baka - baka baka ülfet belası ünsiyet eder ..

Ülfet ünsiyete inkilap ettimi ..normal görmeye ..ne olcak canım böyle olmaya demeye başlar..

ilk önce zulmetten soyunup çıkmak uzaklaşmak lazım .. sonra da zulmet içinde ziyayı aramıyacaksın orda yok...ama zulmet penceresiyle oraya bakacaksın.

Bil ey nefs-i emmare! Sen metalibinin en güzelleri içinde pûyan iken, yine ittihamda bulunuyorsun. Zira bazan güya dünyayı hor görüp, âhiretin umûruna müştak oluyorsun. Lakin bu taleb ve iştiyakın mana-yı harfî ile oluyor. Yani senin bu iştiyakın ise, tâ ki dünya fena ve zevaliyle sana bulanmasın. Şu halde senin âhirete olan bu iştiyakın, fenanın elîmane darbesine karşı bir tesellidir. Tuh, tuf senin bu denî himmetine!.. Nasıl olur da sen, daimî bir sultanı, zail ve denî bir fakire hizmetkâr ediyorsun. Ve hem nasıl daim ve müstemir olan sultanî bir kasrın altındaki cevahirlerle süslenmiş sütunları çekerek; bazı hayvanatın bir gecelik konaklayıp durmaları için yaptığın (kümes gibi) bir hanın altına veriyorsun. İşte sen bu haletinle kasr-ı âhireti başına yıkıyor ve Cennetin baki semeratını daha olgunlaşmadan ve henüz kemale ermeden ve kazanmadan şu dünyanın yalancı bostanında yemek istiyorsun.

~RN-Mesnevî-i Nurîye/476~
Büyük mesnevi A.kadir.badıllı

Sen diyor taleb ettiklerin varya Muhabbet Allah ahiret bunlar sana verilmişken istemeyi bilmezken bile en iyisi verilmiş..yine ittihamda bulunuyorsun..
Yani bir kere varlığa çıktın ..hiçlikte kalmadın ..taş olmadın .. toprak olmadın ..
bitki olmadın .. hayvan olmadın .. imansız kalmadın imanı giydin .. nuru giydin .. marifet verildi .. sen bunları bilmezken hiçbirini .. vücudu bilmezken vücudu tattın

Ahireti istiyorsun dünyevi lezzetlerin berbat olmasın..dünyada zevk alırken zevk olsun..
dünyadaki lezzetleri esas yapıp ahireti istiyorsun..çünkü ahiretsiz dünya lezzetleri lezzet değildir..bir üzüm tanesi yedirir on tokat vurur..

dünyevi meşru lezzetler onlar bozulmasın elimden alınmasın bu lezzetlerde olsun .. peki ahiret iştiyakı dünyadaki o meşru lezzetlerin kaybolmasını istememekten geliyor..

Lakin bu taleb ve iştiyakın mana-yı harfî ile oluyor. Yani senin bu iştiyakın ise, tâ ki dünya fena ve zevaliyle sana bulanmasın. Şu halde senin âhirete olan bu iştiyakın, fenanın elîmane darbesine karşı bir tesellidir. Tuh, tuf senin bu denî himmetine!.. Nasıl olur da sen, daimî bir sultanı, zail ve denî bir fakire hizmetkâr ediyorsun. Ve hem nasıl daim ve müstemir olan sultanî bir kasrın altındaki cevahirlerle süslenmiş sütunları çekerek; bazı hayvanatın bir gecelik konaklayıp durmaları için yaptığın (kümes gibi) bir hanın altına veriyorsun.
büyük mesnevi 476

Evet bu lezzetler haram degil..ama bir tuzak var..senin ahireti taleb etmen ..dünyada uzun yaşamak .. ölmek istememek .. o ölme isteme korkusundan olmasın ahireti ciddi istemek .. ahireti ahiret içinmi istiyorsun.. yoksa dünyadaki korkunu bastırmak içinmi istiyorsun..
 

Uykuda olduğumuz için geniş zannediyoruz.hususi dünyamızı umumi dünya zannediyoruz..

Hadisde şöyle geçiyor..
Ben kim, dünya kim! Dünya (hayatı) ile benim ilgim, bir ağacın altında gölgelenip sonra da bırakıp giden yolcunun durumu gibidir.” (İbn Mâce, Zühd 3, hadis no: 4109, 2/1386; Tirmizî, Zühd 44, hadis no: 2377,

Yani dünyanın haftaları seneleri olması zanlarımızladır...
Aslında böyle birşey yok..zanlarımız yapmış..
Doğrusu nedir?

Bir dakika atmış saniye değilmi..
Bir saat atmış dakikadır..
Bir dakika atmış saniyedir..
Bir saat 60×60=3600 saniyedir..

*Birisi, altmış defa daha geniş bir daire içinde sâniyeleri; diğeri, yine altmış defa daha geniş bir dairede
sâliseleri ve
hâkeza râbiaları,
hâmiseleri,
sâdise,
sâbia,
sâmine,
tâsia,
tâ âşireleri sayacak gayet muntazam azîm bir dairede birer ibre farz ediyoruz.

Sözler - 571*

on tane...işte biz onuncu ibredeyiz..

Ama aslı bir saat...

Her bir ibre bir öncesinin altmış katı ..

Eğer akrebin saati sayan ibrenin uzunluğunu 1 cm kabul edersek ..

Saatı sayan ibrenin uzunluğu 1 cm olsa
Onuncu ibre dünyamızın güneş etrafında çizmiş olduğu yörüngeden daha büyük oluyor..

Çünkü yörüngenin çapı 150 milyon km çapı

Dünyamızın güneşe olan uzaklığı yarı çaptır.. 150 milyon km ondan daha büyük oluyor..

Saat = 1 cm
Dakika = 60 cm
Saniye = 3600 cm
Salise = 216000 cm
Rabia = 12960000 cm
Hamise = 777600000 cm
Sadise = 46656000000 cm
Sabia = 2799360000000 cm
Samine = 167961600000000 cm
Tasia = 10077696000000000cm
Aşire = 604661760000000000cm

Yani ... 6 trilyon 46 milyar 617 milyon 600 bin kilometre

Dünya güneş arası 150 milyon km...

150 milyon km x 40311 misli

Aynı saatte farklı mesafeler alıyoruz..
Yani saat 1 saat .. onuncu ibrede 1 saat hareket ediyor ..ama gördüğü mesafe geniş..

Hakikatı 1 saat ... onun hızlı dönmesine bakma sen .. onun acaib acaib yerlerde cabuk olması ...netice arka tarafta hakikatı 1 saat ...

Biz bu dünyada 1 saatız ...

ama galat-ı his aldatıyor bizi ...

Galat-i his nevinden hususi dünyamızı ..
Umumi genel dünya zannediyoruz..

Onun için ölümden korkuyoruz ..

Oysa bak bakalım köprülere , asfalta bak , taşa bak vs... hepsi bizden fazla yaşayacak...

insanı korkutan kendi hayatını genel hayat zannetmiş..umumi hayatı zannetmiş...

Umumi hayatla kendisini aynı zannettiği için ..Allah Allah ben burdan çıkıyorum ... hayır burdan çıkmıyorsun ...çünkü burda değildi zaten ... şuanda nerdeyseniz dünyanız orası ...ama eviniz var..işyeriniz var vb mekanlarınız var..ama şimdi neredeyseniz orda oturuyorsunuz ..

Sen hususi dünyandan çıkacaksın...
Hususi dünyanı umumi dünya zannettiğin için , umumi dünyadan çıkıyorum zannediyorsun...ondan korku oluyor ...

  *  ÜÇÜNCÜ NOTA:
   Ey gafil Said!
Bil ki: Galat-ı his nev'inden gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun.
Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fâni nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun.
Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun.
Aklını başına al.
Sen ve hususî dünyan, daimî zeval ve fena darbesine maruzsunuz.
Senin bu galat-ı hissin ve mağlatan şu misale benzer ki:
   Bir adam elinde olan âyinesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa; misalî bir hane, bir şehir, bir bahçe o âyinede görünür.
Edna bir hareket ve küçük bir tegayyür âyinenin başına gelse, o misalî hane ve şehir ve bahçede herc ü merc ve karışıklık düşer.
Hariçteki hakikî hane, şehir ve bahçenin devam ve bekası sana faide vermez.
Çünki senin elindeki âyinedeki hane ve sana ait şehir ve bahçe, yalnız âyinenin sana verdiği mikyas ve mizan iledir.
Senin hayatın ve ömrün, âyinedir.
Senin dünyanın direği ve âyinesi ve merkezi, senin ömrün ve hayatındır.
Her dakikada o hane ve şehir ve bahçenin ölmesi mümkün ve harab olması muhtemel olduğundan, her dakika senin başına yıkılacak ve senin kıyametin kopacak bir vaziyettedir.
Madem öyledir; sen, bu hayatına ve dünyana, çekemedikleri ve kaldıramadıkları yükleri yükletme!..

Lemalar - 114*

Mesela galat-ı basar var... uzaktan baktığın zaman dağın tepesi bulutlarla bitişik gözüküyor... gidin dağın tepesine ne kadar mesafe var... veya uzaktan bakın deniz yüzüyle sema bitişik gözükür .. uzaktan bakınca göz yanılması bitişik yapar...

İşte galat-ı his yani his yanılmasıyla ...
Galat-ı his nev'inden gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun.
Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden,

Köprüler , binalar , fabrikalar , ay , güneş
Mahallendeki o bina , o taş ... bunları bir derece sabit ve müstemir gördüğünden

fâni nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun...

Yani sırf onun ölüm korkusu kıyametti ..
Bir geldi kanser , ihtiyarlık , tansiyon ,nabız ,
Kalb , şeker .. ölümün keşif kolları geldi ..
işte onun ölümü kıyametti ... kıyameti ölüm diye düşünen kanserle mübtela olsa ne olur.. işte yıkılır ...

Gidin aynanın yanına aynadaki görünen yüzünümü görüyorsun yoksa elinle kendi yüzüne dokundugun yüzümü görüyorsun ..

Sen gözünle aynada gözüken yüzünü görüyorsun ... elinle kendi yüzüne dokunduğun yüzü görmüyorsun ...

Gözünün gördüğünün görmesiyle görüyorsun...

Aynaya bakan insan bizatihi kendisini göremez ...

Gözün gözü o ayna ... ayna gözüyle kendisine bakıyor ... gözüyle kendisine bakmıyor ... ayna bir gözdür ...

Aynayla o kadar özdeş ... iç içe olmuşuz ki
Ben zannetmişim ki ayna ben olmuşum ..
Aynadan kendime bakıyorum zannediyorum...oysa aynaya bakarak saçımı tarıyorum .. aslında aynada gözüken saçımı taramam lazım değilmi ...

Bu bedenin hakiki dünyan..
Aynadaki senin dünyan...

Yani aynadan kendine baktığın için sen mahkumsun aynaya bakmaya..
Gözünden kendini göremezsin..

An şartla ... kendinden çıkarsan ....

Enfüsi tefekkürle başlarsan , aynayı çıkartırsın .. kendini kendinle seyredersin.

Aslında gözüken aynadakidir..
Bizim gözümüzün gördüğü aynadakidir..

gözünle aynadaki gördüğün senin saçını aynada düzeltmen lazım..

Peki .. aynada görünen saçını aynada düzeltsen senin saçın düzelirmi..

Düzelmez !..

Peki .. aynadaki görüntün kim .. sen kim ..

Farklımıdır...

Farklı değilse , aynadaki görüntündeki saçı taradığım halde ... bendeki saç taranmıyor..

Farklıysa ... aynadaki kim ...

Niye aynadaki farklıdırda .. ben aynı zannediyorum...

Ben aynadakinden farklıysam .. niye ben aynı zannediyorum ...

Niçin aynadaki yüzümü gördüğüm halde kendimi gördüm zannediyorum...

Aynadaki görüntüm olan yüzüme bakarak ..
Kendime müdahale ediyorum...

*Hariçteki hakikî hane, şehir ve bahçenin devam ve bekası sana faide vermez.
Lemalar:114*

Senin dünyan aynaydı bir taş geldi kırıldı..
Senin şehrin kırıldı ...

Ama senin şehrin kırılınca .. umumi şehir sana fayda vermez ... çünkü sen aynaya bağlıydın ...

  * İşte dünya süslü bir menzildir.

Herbirimizin hayatı, bir endam âyinesidir.

Şu dünyadan herbirimize birer dünya var, birer âlemimiz var.

Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır.
Belki o hususî dünyamız ve âlemimiz, bir sahifedir.

Hayatımız bir kalem.. onunla sahife-i a'malimize geçecek çok şeyler yazılıyor.
Mektubat - 11*

Kalemle yazıyor yazıyorsun ya... kalem bitti
Kalemi Açıyorsun ya, kurşun kalemi ... yazıyorsun tekrar .. tekrar ucunu açıyorsun.. ondan sonra kalem bitti ..
Ömür bitti yani ....

Hayat bir kalem ...
Ömür sayfasını yazıyor...

Biz öyle korkunç aldanmışız ki .. şu aynada gözüken yüzümüze ben demek neyse ...
Bu dünyayı hakiki zannetmek de öyledir..

Ahiret inancının getirmiş olduğu o feyiz hal mana ... dünyadaki lezzetler elimane olmasın ... firak ve zeval bize dokunmasın diye .. eşyayı o ahiret inancından gelen feyiz ve lezzetlerle örtüyor ve beka süsü veriyoruz ...

HASAN AKAR ...

 

 

Yorumlar
Ziyaretci 3/20/2015 8:05:28 PM Her zaman def'-i şer, celb-i nef'a racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan def'-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Kastamonu - 148 Cevapla
Ziyaretci 3/20/2015 7:59:45 PM Hüda ise şifadır; heva, ibtal-i histir. Bu da teselli ister, bu da tegafül ister, bu da meşgale ister, bu da eğlence ister. Hevesat-ı sihirbaz. Tâ vicdanı aldatsın, ruhu tenvim edilsin, tâ elem hissolmasın. Yoksa o elem-i elîm, vicdanı ihrak eder; fîzâra dayanılmaz; elem-i ye's çekilmez. Demek sırat-ı müstakimden ne kadar uzak düşse, o derece nisbeten şu halet tesir eder, vicdanı bağırttırır. Her lezzetin içinde elemi var, birer iz. Demek heves, heva, eğlence, sefahetten memzuc olan şaşaa-i medenî; bu dalaletten gelen şu müdhiş sıkıntıya bir yalancı merhem, uyutucu zehirbaz. Kastamonu - 170 Cevapla
Osman 3/19/2015 9:43:39 AM Bu dersin adı "Marifetullahta terakki ettiğin halde bazı haletlerden kurtulamıyorsan..." olmalı.. Çünki bu ifadeyi gören çok kişinin ilgisini çekecektir. Ben çok istifade ettim çok kişide istifade edecektir... Cevapla
misafir 3/14/2015 11:19:14 PM Kendimce bir kıyas: Zulmet kısmını, haramlar saysak. Ziya kısmını, farzlar saysak. Haramlardan kaçıp, zulmet ve zıya ortasında kalınca, iki tercih kalıyor. 1- Ya farzlara yönelmek ki, onu günahları işlemekten kurtarır. (Mesela hadis var bi mana: namaz günah işlemekten kurtarır, namaz kılan hala günah işliyorsa, namazı yanlış/eksik kılıyordur.) 2- Yada haramlara yöneliş ki, oda farzları işleyebilmekten alıkoyar/uzaklaştırır. Bu iki tercih arasında kaldikça, maddi-manevi bir durgunluk birşeyler oluyor, haram işlemekten iyi ama farzları yapabılmekten kötü. Tecrube: ben haramlarḋan kaçtıkça ve namazı kılmadıkça, ortada kaldığımda, Allah'in isimleriyle zikir ederek o hal'de kalıp günah (en azından büyükleri kastediyorum) işlemiyorum ama zikir'de biraz gevşeklık oldumu veya bırakma oldumu, günahlara daha gözü kapalı girebiliyorum. Bunu birçok kez tecrube ettim. O orta halde kaldıkça, haram işlememenin sevinci ve farzlari yerine getirmemenin huzursuzluğu ile karışık/değışken bir hal alıyor. Cevapla
Yorum Yap